Bulmacalar

Kolay, Zor keyifle çözeceğiniz bulmacalar için tıklayın.

Sesli Hikayeler

Hikayeleri okurken aynı zamanda dinleyebilirsiniz.

AYIN İKİYE AYRILMASI VE MİRAÇ MUCİZELERİ

Ayın ikiye ayrılması mucizesi peygamber efendimiz (sav)’e peygamberlik verilişinin ‘sekizinci senesinde meydana gelmiştir.

Şöyle ki; Allah'a ortak koşanlar- danbir takımı mehtaplı bir gecede ayın ikiye ayrılıp, sonra birleşmesini Resül-i Ekrem (sav) Efendimiz’den istediler. Böyle bir mucize göstermedikçe, iman ede-meyeceklerini ve İslam'a inanmayacaklarını söylediler. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz Hazretleri de Hak Teâlâ Hazretleri'ne dua buyurdu. Şânı yüce olan Allahü Teâlâ (cc) Hazretleri'nin de kudretiyle ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası Hira (şimdiki adı Nur) dağının bir tarafınDa, diğer parçası da öbür tarafında yüksekten göründü,sonra birleşip evvelki halini aldı. Bu mucizeyi o gece bazı yolcular da görmüşlerdi. Mekke-i Mükerreme’ye gelince de anlattılar. Yazık ki, Allahü Teâlâ (cc)'ya ortak koşanlar yine de iman etmediler, bunu bir sihir sandı¬lar. HalbukiAllahü Teâlâ (cc)’nın gücü her şeye yeter.

Peygamber Efendimiz (sav)’e peygamberlik verilişinin on üçüncü senesinde de (623) Miraç mucizesi meydana gelmiştir. Şöyle ki; Resül-i Ekrem (sav) Efendimiz'in Medine-i Münevvere’ye hicretlerinden sekiz ay evvel Recep ayının yirmi yedinci gecesiydi; Cebrâil (as) geldi ve Burak adında bir binek getirdi ve Peygamber Efen¬dimiz (sav)’i alıp Kudüs-i Şerif’deki Mescid-i Aksa’ya götürdü, oradan da göklere çıkardı. Kâinatın övünç kaynağı Efendimiz bir nice âlemler gördü; şan sahi¬bi peygamberlerin temessül eden ruhlarıyla görüştü, Sidretü'l Muntehâ denen makama kadar vardı azamet ve yücelik sahibi olan Allah'ın bir nice güzelliklerini gördü. Kendisine ve ümmetine beş vakit na¬maz farz kılındı ve yine o mübarek gecede yine mutluluk dolu yuvasına, evine geri getirildi. Sabah olduğunda bu olağanüs¬tü hadiseyi insanlara haber verince, Müslümanlar kendisini tebrik ettiler. Müşrikler ise; "Böyle bir şey olamaz diyerek inkâra yeltendiler.

O bilgisiz, düşüncesiz insanlar; hayvanlara, ağaçlara, taşlara tapıyorlardı. Allahü Teâlâ (cc)'nın kudretini de bu taptıkları şeylerin kudretine, kuvvetine benzeterek böyle bir hârikanın var olabileceğini mümkün göremi yorlardı.