Boyama Kitabı

Sizin için seçtiğimiz çizimleri boyayın eğlenin.

Okuma Testi

Ne kadar hızlı okuyabiliyorsunuz denemek için tıklayın.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)'IN MEDİNE - MÜNEVVERE’YE HİCRETLERİ (622)

Peygamber Efendimiz (sav)'e peygamberlik verilişi¬nin on dördüncü senesiydi; Mekke-i Mükerreme'deki Müslümanlar Medine-i Münevvere’ye hicret etmişlerdi. Mekke-i Mükerreme şehrinde yalnız Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz’le mübarek ailesi ve Hazreti Ebûbekir (ra) ile Hazreti Ali (ra) kalmışlardı.

Ashab-ı Kirâm’ın böyle Medine-i Münevvere’ye gidip orada güçlenmeleri, Mekke-i Mükerreme'deki Müslü¬man olmayanları korkutuyordu. Dâru'n- Nedve denilen bir evde toplandılar, Müslümanların en büyük düşmanı olan "Ebû Cehil” namındaki bir şahsın sözüne uydu¬lar, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz'i öldürmeğe karar verdiler. Her kabileden bir şahıs ayrılarak Hazreti Peygamber (sav)’in saadet evinin etra¬fını geceleyin kuşattılar, uyumalarını bekliyorlardı, suikastte bulunacaklardı.

İşte o gece Cibril-i Emîn (Cebrail (as)) geldi, duru¬mu Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz'e haber verdi ve Medine-i Münevvere'ye hicret için kendisine izin ve-rildiğini bildirdi. Şan sahibi Peygamber olan Efendimiz de kendi yatağına Hazreti Ali (ra)'yi yatırdı. Yerden bir avuç toprak alıp, dışarıda bekleyen müşriklerin üzerle¬rine saçtı; hiç birisi görmeksizin, aralarından çıkıp gitti. O gece bir yerde kaldı. Gündüzün öğlen vakti Hazreti Ebûbekir es- Sıddîk (ra)'m evini şereflendirdi ve be¬raberce hicret etmek için izinli olduklarını müjdeledi. Rebiülevvel ayının ilk günleriydi; Peygamber Efendimiz (sav) Hazreti Ebûbekir (ra)'le beraber, geceleyin Mekke-i Mükerreme’den çıktılar. Oraya bir saatlik mesafede bu¬lunan "Sevr" dağına gittiler, orada "Athal" denilen bir mağarada saklandılar ve o gece orada kaldılar.

Mekke müşrikleri işten haberdar olunca, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz’i takibe koyuldular. Her tarafa başvur¬dular, hatta bu mağaranın yanına bile geldiler. Fakat mağaranın kapısına örümcekler derhal ağlarını germiş, güvercinler de gelip oraya yuva yapmış, yumurtlamış olduklarından, orada kimsenin bulunma¬yacağına kanaat edip geri döndüler. Bu dahi bir mucize demekti.

Mağarada bulundukları sırada Peygamber Efendimiz (sav) mübarek başını arkadaşının dizine koymuş bulu¬nuyordu. Müşriklerin mağara önüne kadar geldiklerini gören ve hatta seslerini duyan Hazreti Ebûbekir (ra) bu durumdan çok endişe etmiş, onların Peygamber Efen¬dimiz (sav)'e bir zarar vereceklerini düşünmüştü. Ancak Resûl-i Ekrem Efendimiz arkadaşını teselli ederek; "Korkma, Allah bizimle beraberdir" buyurmuştu. Nihayet Peygamber Efendimiz (sav) muhterem arka¬daşıyla beraber mağaradan çıktı ve Medine' ye doğru yola çıktılar.
Medineliler, kâinatın kendisiyle övündüğü Efendimiz'in Medine-i Münevvere'yi şereflendireceğini işitmişlerdi. Her sabah Medine-i Münevvere dışına çıkar, sıcaklar basıncaya kadar beklerlerdi. Bir pazartesi günü idi, Resül-i Ekrem (sav) Efendimizle mağara arkadaşı olan Hazreti Ebûbekir (ra)'in teşrif ettikleri görüldü. Hemen karşılamaya koştular, Kuba köyünde kendilerine kavuş¬tular.

Alemin kendisiyle övündüğü Efendimiz Küba'da üç gün kaldı ve meşhur Kuba mescidini yaptırdı. Müs¬lüman cemaati için yapılan ilk şerefli mescit budur. Sonra Hazreti Ali (ra) de arkadan gelip Küba’da Resül-i Ekrem (sav) Efendimiz’e kavuştu. Resûlullah'ın şerefli sa-habelerinden meşhur Selman-ı Fârisî (ra) de Küba’ya y gelip İslâm'la şereflendi. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, Rebi-ülevvel ayının on altısına rastlayan ^ bir Cuma günü sabahleyin Müslü-manlardan yüz kişi ile Küba'dan ayrılıp tertemiz şehir Medine-i Rebiul-evveJ Münevvere'ye yürüdüler. Yolda Ranuna denilen derenin üst tarafına"diler. Şan sahibi Peygamber Efendimiz (sav) :-rada pek belağatli bir hutbe okuyup Cuma namazını kıldırdı Peygamber Efendimiz (sav)’in Ik kıldığı Cuma namazı budur.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz o gün Medine-i Münevvere'yi şereflendirdiler. O gün Müslümanlar için bayram olmuştu, her ağızdan; Ey Allah’ın Resûlü, safa geldiniz” nidası yükseliyor, her yüzde bir sevinç oanltısı parlıyor, parlak şiirler okunuyordu. Kendilerine Ensar denilen Medineli Müslümanlardan her biri; Ey Allah'ın peygamberi, benim evimi şereflen¬ir” diye niyaz ediyordu. Fakat şan sahibi Peygamber efendimiz hiç birinin hatırı kalmasın diye; Devemi bırakınız, Allahü Teâlâ (cc) tarafından emredildiği tarafa gidiyor, bakalım nerede duracak" buyurdu. Mübarek deve de evvelâ Mâlik bin Neccâr’ın evi önündeki boş arsaya çöktü. Sonra oradan kalkıp eccâroğullarından Hâlid Ebû Eyyûb el Ennsârî (ra)’nin e . inin önüne çöktü. Oradan da kalkıp yine evvelki çöktüğü yere giderek orada durdu. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz; İnşâallah konağımız burasıdır" diyerek Hazreti Hâlid (ra)'in evini şereflendirdi ve yedi ay kadar o hanede ika¬met buyurdu. Ensar-ı Kiram her gün Resül-i Ekrem (sav) Efendimiz'i ziyaret eder, nöbetleşe yemek getirir, hizmette bulunurlardı. O müddet içinde yukarıda bahsi geçen boş arsa on miskal altına satın alınarak üzerinde bir mescid-i şerif yapıldı. Günümüzde pek güzel imar edilmiş olan Mescid-i Nebevî, işte bu güzel mübarek mescittir. Bu¬nun çevresinde yapılan odalar tamam olunca, Resûl-Ekrem (sav) Efendimiz buraya nakil buyurdu. Mekke-i Mükerremede kalmış olan müminlerin annesi Hazreti Şevde (ra) ile Efendimiz’in âilesinden geri kalanlar da Medine-i Münevvere’ye getirildiler. Artık tertemiz şehir Medine-i Münevvere bu mübarek zâtların ikinci vatanı olmuştu.

Müslümanlarca kabul edilmiş olan Hicri Tarih Peygamber Efendimiz (sav)'in Medine-i Münevvere’ye hicret buyurdukları senenin Muharrem’inden başlar. Bu ta-rihten itibaren Müslümanlar için pek parlak bir yükseliş, gelişme ve ilerleme devresi başlamış oldu.

Mescid-i Nebevî yapıldıktan sonra Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz’in ashabı toplanıp beş vakit namazı cemaatle kılmaya başlamışlardı. Fakat namaz vakitlerini ilan lâzım geliyordu. Başka milletlerin boru çalmak, çan çalmak, yüksek bir yerde ateş yakmak gibi kabul etmiş olduk¬ları mânâsız alâmetler İslâmiyet’e yakışmazdı. Bir aralık Hazreti Ömer (ra)'in teklifiyle; "Es- Salâte câmi'aten” diye nida olundu. Nihayet Ensâr-ı Kiram’dan Abdullahbin Zeyd (ra)'e rüyasında bildiğimiz şekliyle ezan öğre¬tildi. Hazreti Ömer (ra) de böyle bir rüya gördü. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz bunu işitince; İnşâallah bu rüya haktır, namaza böyle davet olunmalıdır" diye emretti. Sonra bu rüya İlâhî vahiyle de kuvvet¬lendirildi. Artık namaz vakitleri bu şekilde ilan edilir oldu.