Bulmacalar

Kolay, Zor keyifle çözeceğiniz bulmacalar için tıklayın.

Sesli Hikayeler

Hikayeleri okurken aynı zamanda dinleyebilirsiniz.

Sesli Hikayeler

Üç Arkadaş

Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar üç arkadaş varmış. Bir gün beraber ormana yürüyüşe çıkmışlar. Ormanda dar patikalar arasında yürürken öndekinin ayağına bir şişe çarpmış. Durup merakla şişeye bakmışlar. Öyle ya, ormanın ortasında bir şişenin ne işi olabilir ki. Şişeyi kaldırıp incelerken birde ne görsünler? İçinde bir cin onlara bakıyor. Şişedeki cin, üç arkadaşı gördüğüne çok sevinmiş. Hemen onlara yalvarmaya başlamış;
Lütfen, bana yardım edin. Beni bu şişenin içinden çıkartın. Eğer beni kurtarırsanız, hepinizin bir dileğini yerine getiririm, demiş.
Üç arkadaş birbirine bakmış. Hiçbiri bu teklife hayır dememiş. Şişenin tıpasını açmışlar. Cini kurtarmışlar.
Cin sevinçten havalara uçmuş;
-Çok teşekkürler Adem oğlu 1000 yıldır bu şişenin içinde hapistim. Bana özgürlüğümü verdiniz. Ben de sizin birer dileğinizi yerine getireceğim. Evet, şimdi dileyin benden ne dilerseniz, demiş.
Üç arkadaş ne dileyeceklerini kara kara düşünmeye başlamışlar. Akıllarında planlı bir şey de yokmuş. Öyle ya insan evden çıkarken, karşıma bir cin çıkarsa lazım olur diye bir dilek listesi hazırlamıyor. Öyle olunca akıllarına gelen ilk şeyi söylemişler. İlk önce yaşça ortancaları olan heyecanla zıplamış;
-Ben para istiyorum, demiş. Çok para! Bir avuç para. Yok Yok, Bir bavul olsun! demiş. Cin, ortancayı dinledikten sonra gülümsemiş;
Hım, en klasik istek. 1000 yıl geçti, ama şu Adem oğlunun para dileği değişmedi. Tamam, sen yeter ki iste. Benim için hiç sorun değil, demiş. Tam büyüsünü yapacakken, ortanca yeniden heyecanla havaya sıçramış;
-Dur! Bu da az olur. Sen, en iyisi şunu bir kamyon dolusu para yap, demiş. Cin bir iç geçirmiş;
Bunlar benim için çocuk oyuncağı, demiş. Sonra ellerini havada bir kaç dolaştırmış. Cince (Çince değil, cince) bir şeyler mırıldanmış. “Ben sana bir güzellik yapayım. Al sana 40 deve yükü para" demiş. Oradaki bir boşluk alanda birden 40 deve belirmiş. Hepsinin üzerinde içi para dolu James Bond tarzı çantalar varmış. Üç arkadaş gördüklerine inanamamış. Ağızları açık kalmış. Cin, ortancanın yanına gelip açık ağzını kapamış. Böbürlene böbürlene;
-Nasıl? Beğendin mi? Hadi develer kaçmadan yakala! demiş. Ortanca yine havaya bir sıçramış o hızla develere kadar koşmuş.
Kalan iki arkadaş daha çok heyecanlanmış. En yaşça en büyük olanı öne çıkıp, konuşmuş;
-Efendim, ben daha kalıcı şeyler istiyorum demiş. Sizden dileğim bol bol mal mülk. Şöyle kira getirisi yüksek daireler, hani hani çalışan fabrikalar, yatlar, uçaklar... Cin, merakla adamı dinlemiş;
Tamam, benim için sorun değil. Sen sadece ne kadar istiyorsun onu söyle, demiş. Adamın kalbi duracak gibi olmuş. Çok, çok heyecanlanmış. Aklına hiç bir rakam gelmemiş. Ama bir an aklına daha güzel bir
fikir gelmiş; Sen en iyisi Cin Efendi, bana şu Konya Ovası büyüklüğünde mal mülk ver. İçinde yüzme havuzlu villalar, dayalı döşeli daireler olsun. Fabrikalar, yollar olsun. İçinde son model arabalar, yatlar olsun, demiş. Hiç nefes almadan devam etmiş; “Ha yatlar için de büyük bir gölü olsun. Yani her şeyi ile bana ait bir şehir olsun" demiş.
Cin, cin fikirli adama bakmış, gülümsemiş;
-Seni gidi akıllı, demek geleceğin emlak patronu olmak İstiyorsun, demiş. Benim için çocuk oyuncağı, demiş. Yine havada bir kaç el kol hareketi yapmış. Bu sırada Çince (bu sefer gerçek Çince) bir şeyler mırıldanmış. Dilek dileyen adamın elinde birden çanta belirmiş. Adam heyecanla çantayı açmış. Birde ne görsün? içinde Konya Ovası büyüklünde sahip olduğu mal ve mülkün tapulan varmış. Hemen cine teşekkür edip ilk minibüsle oradan uzaklaşmış.
Geriye üç arkadaştan en genci kalmış. Cin, arkadaşının ardından su dökmekte olan genç adama dönmüş;
-Eee delikanlı, sen ne istersin bakalım? diye sormuş. “Hadi hemen söyle de biz de yolumuza gidelim. Görüyorsun, benim gerçekleştiremeyeceğim dilek yok... övünmek gibi olmasın ama cin okulunu birincilikle bitirdim diyerek de araya kendi reklamını sıkıştırmış. Genç çocuk çok emin bir şekilde;
-Tek dileğim ilim öğrenmek demiş. Cin kulaklarına inanamamış; Binlerce yıldır profesyonel olarak bu işi yaparım, ilk defa böyle bir dilek duyuyorum, demiş. Genç heyecanla dileğini sormuş;
Eeee dileğimi yerine getirecek misin? Bak son minibüsün saati geliyor. Kaçırmayayım onu, demiş. Cinin yüzündeki o cin gülümseme kaybolmuş birden. Yani her şeyi iste benden ama bunu isteme. Çünkü ilim öğrenme farklı bir şey. Tüm bilgileri, kitaptan kafana sokamam ben. Oturup senin öğren¬men, okuman lazım, demiş, Genç bunu duyduğuna çok üzülmüş. Tüm dünyası yıkılmış, öyle dona kalmış. Son minibüsün koma çalıp önünden geçtiğini bile fark etmemiş. Cin de bu duruma çok üzülmüş. Sonra aklına bir şey gelmiş;
-Evet, sana ilmi direk veremem ama ilim öğrenmen için ortam ve imkan verebilirim, demiş. Sonra havalanıp bir iki el kol hareketi yapmış. Bir kaç şey (çok sessiz olduğundan nece olduğunu anlayamadık) mırıldanmış. Sonra genç adamın elinde bir okul çantası belirmiş. Genç adam merakla çantayı açmış. Çantada yok yokmuş. Birçok yurt dışı dil okulu davetiyeleri, bir çok üniversite burs kazandı belgeleri, aklınıza gelebilecek her türlü kurs ve okula kayıt formu varmış. Genç çocuk, sevinçle cine sarılmış, ellerinden öpmüş. Cin giderken son öğüdünü de vermiş;
-ilim böyle bir şey işte genç adam. Diğer dilekler gibi hazır değil. İlim öğrenme, güzel ama meşakkatli ve sabır gerektiren uzun bir uğraştır. Bence en iyi dileği sen yaptın. Evet, ilim öğrenmek zaman alır ama inan meyvesi daha tatlı olur, görürsün demiş.
O günden sonra yaşça ortanca olan 40 deve yükü parasıyla gününü gün etmiş. Yaşça büyük olan Konya Ovası kadar büyük malını mülkünü yönetmiş. Küçük olan ilim öğrenmek için o okul senin bu okul be¬nim gezmiş. Yıllar böyle geçmiş.
Yıllar sonra 40 deve yükü olan adamın parası tükenmiş. 40 deve yükü para tükenir mi demeyin. Adam onca parayı har vurup harman savurmuş. Parasının hiç hesabını bilmemiş. Akıllılık edip zamanında hiç yatırım yapmamış. Bir gün parasının azaldığını fark etmiş, işte anca o gün yatırım yapmak aklına gelmiş. Kalan tüm parasını borsaya yatırmış. Ama borsadan hiç anlamadığı için çoğu¬nu batırmış. Geri kalan azıcık para ile yaşça büyük olan arkadaşının yolunu tutmuş. İçinden, arkadaşımın bir fabrikasına ortak olurum, tekrar eskisi gibi çok param olur diye geçiriyormuş.
Fakat Konya Ovası kadar malı mülkü olan arkadaşı da iflas etmiş. Elde ettiği onca parayı cahilliğinden dolandırıcılara kaptırmış. Fabrikalarını iyi yönetememiş, yanlış yatırımlarla batırmış. Boş yere bankalardan birçok kredi çekmiş. Ödeyemeyince tüm gayrimenkulüne de icra gelmiş. En son elinde hep zarar eden küçük bir fabrika kalmış. Tüm evlerini kaybettiği için de bu fabrikada kalıyormuş artık iki arkadaş kafa kafaya vermiş, ne yapacaklarını düşünmüşler. Birinin elinde zarar eden fabrika, diğerinin elinde ne yapacağını bilemediği bir miktar para varmış. Güçlerini birleştirmeye cesaret edemiyorlarmış. İkisi de sadece parayla veya mal mülkle bu işlerin yürümediğini anlamış. Eksik bir şeyler varmış hayatlarında. Sonra akıllarına uzun zamandır görmedikleri üçüncü arkadaşları gelmiş. Acaba nerede ne yapıyordur derken izini bulmuşlar. Bir kervana takılıp 7 gün 7 gece yolculuktan sonra genç adamın karşısındaymış.
Genç adam eğitimle kendine yatırım yapmış. Çok iyi eğitim aldığı için çok iyi işlerde çalışmış. Çok paralar kazanmış. Bir şirkette üst düzey yönetici olmuş. Yıllar sonra üç arkadaş bu genç adamın ofisinde buluşmuş. İflas eden iki arkadaş durumlarını anlatıp ondan yardım istemiş. Genç adam arkadaşları ile yakından ilgilenmiş. Hemen o gün görevinden istifa etmiş. Üç arkadaş yeniden beraber olmuşlar. Biri fabrikasını, biri parasını biri de eğitimini ortaya koyup ortak olmuşlar. Genç adam aldığı eğitimin hakkını vermiş. Çok kısa zamanda zarar eden fabrika kara geçmiş. Üçü uzun mutlu bir bir hayat sürmüş.

Geri