Oyunlar

Sizin için özel seçtiğimiz birbirinden eğlenceli oyunlar için tıklayın.

Fıkralar

Çok güleceğiniz komik fıkralar. Görüntülemek için tıklayın.

Sesli Hikayeler

Kırk Altın

Geylan sokakları, çocukların neşe içinde bir o yana bir bu yana koşarak oynarken çıkardıkları seslerle yankılanıyordu. Çocuklardan biri:
- Hey Abdülkadir!.. Sen de gel bize katıl, dedi bir kenarda düşünceli bir şekilde oturan çocuğa.
- Benim canım oynamak istemiyor. Ben eve gitmek istiyorum.
Abdülkadir, arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında yerinden kalktı ve eve doğru yürümeye başladı.
Abdülkadir’in yaşı ufaktı, ama idealleri büyüktü. Bağdat’a giderek ilim öğrenmek ve insanlara faydalı olarak Allah’ın rızasını kazanmak istiyordu. Ama bunu annesine nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Babası vefat etmişti. Ana, oğul ve kardeş yapayalnız tek başlarına kalmışlardı.
“Bağdat’a gidersem, annem bensiz kalacak. Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsam, annemin de benden razı olması gerekir. En iyisi bu isteğimi anneme söyleyeyim, müsaade etmezse gitmem’ diye düşündü. Böyle bir karara vardığı için rahatlamıştı.
Eve vardığında, hemen annesine Bağdat’a ilim öğrenmeye gitmek istediğini söyledi. Annesi şaşırmıştı. Hiç beklemediği bu istek karşısında bir an bocaladı. Ayrılık hasreti sardı tüm bedenini. Derin düşüncelere daldı bir anda. Ne diyeceğini, neye karar vereceğini bilemiyordu.
- Yavrum senin altın gibi bir kalbin var. Sende, soyumuzun en büyüğü olan Sevgili Peygamberimizin ahlâkının yansımasını görüyorum. Senin gibi birisinin ilim sahibi olmasını, insanlara faydalı olmasını engellemenin vebalini ben kaldıramam. Uzun zamandan beri, seni çok düşünceli görüyordum. Madem bu kadar çok istiyorsun ben bağrıma taş basarım, gözyaşlarımı içime akıtırım. İnşallah, ahirette Sevgili Peygamberimizin yanında hasret gidermeyi Yüce Allah bize nasip eder,


dedi. Yaşlı gözlerle kocasından kalan 80 altının yarısını bir keseye sıkıca sardı ve Abdülkadir’in elbisesinin koltuğunun altına dikmeye başladı. Bir yandan da:
-Yavrum, Allah’ın rızasını kazanmak olmasaydı seni asla göndermezdim. Sen, benim gözümün nurusun. Sen, benim altın çocuğumsun. Yolun açık olsun, zihnin açık olsun. Sana nasihatim şudur kİ, asla yalan söyleme, doğruluktan asla ayrılma. Allah, her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir. Peygamberimizin soyundan olduğunu hiçbir zaman unutma. Hayırlı işlerde acele etmek lazım. İlk kervanla yola koyul. Dualarım hep seninle, diyerek Abdülkadir’in hayatına hep ışık tutacak nasihatlerde bulundu.
Abdülkadir ağlayarak annesine sarıldı. Asla yalan söylemeyeceğine, doğruluktan hiçbir zaman ayrılmayacağına söz verdi.
-kifk
Bağdat’a gidecek olan kervan kalkmak üzereydi. Abdülkadir de yolcular arasındaydı.
-Anneciğim, dualarını benden eksik etme. Hakkını helal et, dedi annesine.
Anne-oğul, gözyaşları içinde birbirlerine bir kez daha doyasıya sarıldılar. Abdülkadir, annesinin elini öptü ve yola koyulan kervana katıldı.


Sevinci ve hüznü bir arada yaşıyordu. Ailesinden ayrıldığı için üzülüyor, ilim öğrenip hizmet edeceği için seviniyordu.
Sevinen sadece Abdülkadir değildi. O, Allah’ın rızasını kazanacağı için sevinirken, Hamedan civarından gelen kervanı gören bir kişi daha seviniyordu. Kervanları soyarak servet edinmeye çalışan eşkıyaların reisiydi bu kişi. O da kazanacağı servetin hayallerini kuruyordu. Adamlarına:
- Hazır olun!.. Kervan geçide girdiğinde önünü keseceğiz, dedi.
Eşkıya topluluğu, reislerinin emrini yerine getirmek için son hazırlıklarını yaptılar ve kervan geçidin en dar yerine gelince, kadınların ve çocukların feryatları, erkeklerin ise şaşkın ve korku dolu bakışları arasında kervanın önünü kestiler. Herkesi sıraya dizdiler ve tek tek aramaya başladılar. Kimde kıymetli ne varsa alıyorlardı. Sıra Abdülkadir'e gelince eşkıyadan en iri yarı olanı, yarı şaka bir şekilde:
- Ufaklık!.. Senin neyin var, diye sordu.
- 40 altınım var efendim, dedi Abdülkadir.
Eşkıya, Abdülkadir’in kendisiyle dalga geçtiğini düşünerek sinirlendi. Kızgın bir şekilde:
- Sen benimle kafa mı buluyorsun? Şimdi gösteririm ben sana.


İri kıyım eşkıyanın sesini reis de duymuştu.
Reis, kaşlarını çatarak baktı Abdülkadir’e. Hızlı adımlarla yanlarına geldi.
- Hayır, yalan söylemiyorum, dedi Abdülkadir, koltuğunun altında dikilmiş bir vaziyette duran altın kesesini göstererek.
Reis, hemen altın kesesini dikişleri sökerek elbiseden
- Neler oluyor burada, diyerek gür sesiyle hiddetli bir şekilde bağırdı.
Reislerinin bu hiddeti karşısında heyecandan
diyeceğini şaşıran eşkıya, Abdülkadir’i göstererek:
- Bu çocuk ‘40 altınım var’ diyerek yalan söylüyor diyebildi.
çıkardı. Tek tek saydı altınları. Tam 40 altın vardı. Göz ucuyla Abdülkadir’e baktı, onun sakin ve terbiyeli hali kalbini yumuşatmıştı.
- Niçin söyledin bize altınların yerini, diye sordu.
- Ben asla yalan söylemem. Allah, her zaman ve her yerde doğrularla beraberdir, dedi.
Bir çocuktan duyduğu bu sözler karşısında şaşırmıştı reis. Çömeldi Abdülkadir’in önüne ve omuzlarından tutarak:
- Kimsin sen? Kimin kimsen yok mu? Nereden aldın bu altınları, diyerek soru yağmuruna tuttu onu.
Abdülkadir, Bağdat’a hangi amaçla gittiğini ve annesinin kendisine yaptığı nasihatleri anlattı.
Söyledikleri, sanki bir ok gibi reisin kalbine işliyordu.
Reis, kalbinde bir hafiflik hissetmeye başladı,
- Bu bir çocuk mu, yoksa melek mi? Ne kadar saf ve temiz, diye geçirdi içinden.
Kendisini çok kirlenmiş hissetti birden. Şaşkındı. Reislerinde değişik bir hallerin olduğunu, diğer eşkıyalar da fark etmişti. Ortalıkta derin bir sessizlik hakimdi.
Reis, hızla yerinden kalktı. Gür sesiyle son derece kararlı bir şekilde Abdülkadir’i göstererek adamlarına:
- Bu çocuk, bana insanlığımı ve Müslümanlığımı hatırlattı. Ben, artık eşkıyalık yapamam. Allah affetsin beni, dedi. Abdülkadir’in altınlarını ona geri verdi ve onu alnından öptü.
Eşkıya topluluğunun şaşkın bakışları arasında atına atlayarak hızla uzaklaştı. Adamları da birer birer aldıkları malları ve altınları bırakarak reislerinin peşinden gittiler. O gün, eşkıya topluluğunun kalplerine tesir eden ve hidayetlerine vesile olan altın çocuk Abdülkadir, ilim okuyarak Abdülkadir Geylani Hazretleri oldu ve günümüze kadar binlerce insanın kalbine tesir ederek ışık tuttu.

Geri